<<<<<<<>>>>>>

• 6/9/2005 - BÜYÜKLERE MASALLAR

  Bir zamanlar bir tepenin üzerindeki villada bir oğlan çocuğu yaşarmış.
İyi de yaşarmış. Köpekleri ve atları, otomobillerive müziği severmiş.
  Yüzmeye gider, futbol oynar, güzel kızlara
Bayılırmış
... Bir gün Tanrı'ya "Büyüdüğüm zaman neler istediğimi buldum, uzun uzun
düşünüp" demiş... 
  "Neler"... demiş Tanrı... 
  "Bir büyük evde yaşamak isterim. Ön kapısında heykeller olsun. Arka 
kapıda iki St. Bernard köpeği... Uçsuz bucaksız bir
bahçe içinde... Uzun,  çok güzel ve çok müşfik bir kadınla evlenmek
isterim. Siyah saçlı,mavi gözlü, gitar çalan ve tatlı tatlı şarkılar
söyleyen... Üç güçlü oğlum olsun isterim ki, onlarla futbol oynayabileyim.
Büyüdüklerinde birisi büyük bir  bilim adamı, öteki senatör, üçüncüsü de
 milli santrafor olsun. Ben bir seyyah olayım... Okyanuslara yelken açayım, 
dağların zirvelerine tırmanayım, insanları kurtarayım. Bir Ferrari kullanayım, 
yollarda..." 
  "Ne güzel bir hayal bu" demiş, Tanrı.. "Mutlu olmanı
dilerim..." 
  Bir gün oğlan futbol oynarken ayağını incitmiş.
Ondan sonra değil dağlara, ağaçlara bile tırmanamaz olmuş. Okyanuslara
yelken açmak da hayal  olmuş tabii... Bunun üzerine pazarlama okuyup, tıbbi
malzemeler dağıtan bir  şirket kurmuş. Bir kızla evlenmiş, çok güzel ve çok
müşfik. Ama uzun değil kısaymış. Saçları siyahmış ama, gözleri mavi değil,
ela imiş. Gitar çalamaz,  şarkı söyleyemezmiş ama, harika yemek pişirir,
olağanüstü güzel kuş  resimleri yaparmış. İşi dolayısı ile kent dışında
bir villada değil, kentte  bir apartmanın teras katında oturmak zorunda 
kalmış,ama evinin deniz  manzarası gene harikaymış. İki St.Bernard besleyecek
 bahçesi yokmuş ama, evinde harika tüylü bir Ankara kedisi varmış. 
 
          Üç kızı olmuş. En küçükleri tekerlekli sandalyede yaşamak zorundaymış,
  ama en güzelleriymiş. Üç kız da babalarını çok severlermiş. Onunla futbol 
 oynayamazlarmış ama birlıkte denize, parklara giderlermiş. Uçurtma uçurdukları 
da olurmuş, bazen. En küçükleri hariç tabii. O gölgede 
bir  ağacın altında oturur, gitarı ile şarkılar söylermiş. 
  İyi para kazanmış ama öyle kırmızı bir Ferrarisi
olmamış. Bir sabah uykudan üzüntü içinde uyanmış ve en iyi arkadaşına
koşmuş... 
"Ben" demiş
  "Hiç mutlu değilim..." 
  "Neden"... demiş, arkadaşı... 
  "Çocukken siyah saçlı, uzun boylu, mavi gözlü, gitar çalıp şarkı 
söyleyen bir kızla evlenmek isterdim. Oysa karım uzun değil, ela gözlü, 
 gitar da çalamıyor." 
  "Karın çok güzel" demiş, arkadaşı... 
"Harika resimler yapıyor, enfes yemekler pişiriyor üstelik." 
  Adam dinlememiş bile onu... 
  Bir gün karısına "Hiç mutlu değilim" diye dökmüş içini... 
  "Neden" demiş, karısı... 
  "Çünkü büyük bir bahçe içinde bir villada yaşamayı düşlerdim, iki St.
  Bernard'ın yaşayacağı bir bahçem olsun isterdim, hani nerede..." 
"Konforlu   bir apartmanda yaşıyoruz" demiş, karısı...
"Oturduğumuz yerden okyanus görünüyor. Gülüyor, eğleniyor, birbirimizi
seviyoruz. Kedimizi okşuyor, güzel kuşların resimlerini yapıyoruz. 
Üç de harika çocuğumuz var." 
  Adam dinlemiyormuş bile... 
  Ruh doktoruna koşmuş bir gün... "Ben mutlu değilim"
diye...
 "Niye" demiş, doktor... 
  "Çünkü ben bir gezginci olmak, okyanuslara açılmak,dağlara tırmanmak,
  insanları kurtarmak isterdim. Oysa masa başı işim ve sakat bir dizim 
var  şimdi..." 
  "Ama sattığın tıbbi malzemeler yığınla hayat kurtarıyor" demiş,
  doktor... 
  Adam dinlememiş bile. Doktor da ona 100 $ vizite yazıp yollamış. 
  Bir gün muhasebecisine "Ben çok mutsuzum" demiş... 
  "Neden" demiş, muhasebeci... 
  "Bir kırmızı Ferrarim olsun isterdim hep... Ve dünya umurumda olmasın.
  Oysa işe metro ile gidip geliyorum. Bir yığın da sorunlarım var" 
 "İyi giyiniyor, en iyi restoranlara gidiyorsun. Bütün Avrupa ve
  Amerika'yı gezdin" demiş, muhasebeci. 
 Ama adam dinlemiyormuş bile. Muhasebeci adama 100 $ danışma ücreti
  fatura edip yollamış. Onun da hayalinde kırmızı Ferrari varmış çünkü. 
  
  Adam, rahibe "Çok mutsuzum" demiş... 
  "Neden" demiş, rahip... 
  "Üç oğlum olsun isterdim. Biri politikacı, biri bilim adamı, biri  sporcu. 
Oysa üç kızım oldu. Birisi yürüyemiyor bile..." 
"Ama çok güzel ve çok zeki üç kızın var"
demiş, rahip... 
"Seni çok seviyorlar. Başarılı da oldular.Biri hemşire, biri sanatçı,
  biri de müzik hocası..." 
 Ama adam dinlemiyormuş bile... 
 
Öyle mutsuzmuş ki hasta olmuş sonunda. Bir beyaz hastane odasında,
etrafı beyaz giyinmiş hemşirelerle dolu yatıyormuş.
Vücuduna bağlı teller  hastaneye kendi sattığı kalp cihazına gidiyor,
kollarına bağlı serumlarla  besleniyormuş. Fena halde mutsuzmuş adam şimdi.
Ailesi, dostları ve rahibi yatağının başına toplanmışlar. Onlar da üzüntü
içindeymiş. Mutlu olanlar sadece ruh doktoru ile muhasebecisi imiş. 
 
Bir gece adam hastane odasında Tanrı ile yalnız kaldığında:
"Tanrım"  demiş...
 "Hatırlar mısın, çocukken sana yalvarmış ve istediklerimi sıralamıştım." 
 "Hatırladım" demiş, Tanrı... 
 "Güzel bir hayaldi." 
 "Peki, niye onların hiçbirini vermedin bana" demiş, adam...
  "Verebilirdim" demiş, Tanrı... "Ama sana istemediğin şeyleri vererek 
bir sürpriz yapmak istedim. Bak neler verdim sana... Bir güzel, sevecen 
eş; iyi  bir iş, yaşanacak güzel bir ev. Üç tatlı kız evlat... Bir araya 
getirdiğim  en güzel yaşam paketlerinden biriydi bu." 
"Evet" demiş, adam... "Ama bana benim gerçekten istediklerimi vereceksin sandım." 
"Ben de senin, benim gerçekten istediğimi vereceğini sandım" demiş,
  Tanrı... 
 "Sen ne istedin ki" demiş, adam hayretle...
Tanrı'nın da bazı şeyler isteyeceğini hiç düşünmemişmiş hayatında. 
"Sana verdiklerimle mutlu olmanı istemiştim" demiş, Tanrı... 
Adam karanlık odasında sabaha kadar düşünmüş.
Sonunda yeni bir hayal kurmaya karar vermiş. Yıllar önce kurduğu hayalin
yerine "Keşke bunu hayal etseydim" dediği bir hayal... 
 
Bu defaki hayalinde, zaten sahip olduğu şeyler varmış hep. Adam kısa
zamanda iyileşmiş, 47. kattaki dairesinde çok mutlu yaşamış. Kızların 
şen şakrak sesleri, eşinin derin ela gözleri ve harika kuş resimleri 
arasında mutlu olduğunu hissedermiş bütün gün... 
 
Geceleri de okyanusa yansıyan kentin ışıklarının dalgalar üzerinde
oynaşmasına bakar, gülümsermiş... 
 
Sınır tanımadan büyük düşünmek.. Hayal gücünü sonuna kadar zorlamak...
Ama elde ettikleriyle de mutlu olmayı bilebilmek.. 
Tanrı'nın insana verebileceği en büyük iki nimet bu olmalı! 
Bakın bakalım, size neler vermiş Tanrı?
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 28/7/2005 - TESADÜF MÜ,KISMET Mİ ?

       Hayatım bir anda başka bir hal aldı.Şahsım olarak Ankara'yı çok severim ve en sonunda 18.07.2005 tarihi itibarı ile Ankara'ya yerleştim.Tabii Malatya da çok değerli ve sevdiğim insanları geride bırakarak.Ama başlıktada belirttiğim gibi aynı tarihte birde Dünyalar harikası bir kızım oldu,İşte bu tarih ile sorumluluklar bir kat daha arttı Dünyamız bir anda tamamen değişti.Hayatımızdaki tüm değişiklikler bu kadar tatlı ve hayırlı olsa. 

         Tüm insanların hayatı güzellikler içinde mutluluklar içinde olsun.

Bağlantı

• 6/7/2005 - YAŞAMANIN GÜZELLİKLERİ VE TÜRKİYE

Hayatın ne kadar güzel olduğunu anlamak için kafamızı biraz yana çevirerek bakmamız yeterli olur herhalde; Çünkü dünya üzerinde yaşıyorsak ve gülebiliyorsak ne mutlu bize.Şöyle bir dünya ya bakıyorum birbirini katladan toplumlar,kan davası güdenler,birbirinin namusuna ve malına göz dikenlere,yedikleri ekmeğe ve vatana ihanet edenlere rağmen yaşıyorsak daha ne isteyelim.

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Hayatın ilginç yanları,spor,ekonomi,yaşama dair her şey

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
MİKOBAR

Arkadaşlar

reis
tamer06
yunus
tolgahan
MOLLY
zion
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:1
Son Sayfa | Sonraki Sayfa